İddia o kadar ağırdır ki kanıtlanamaması durumunda Kılıçdaroğlu'nun, kanıtlanması durumunda ise Tayyip Erdoğan'ın siyasi hayatının bitmesi gerekir.
Tabii normal şartlarda, demokrasinin işlediği ve siyasetçilerin etik değerlerinin olduğu ülkelerde...
Bir Genelkurmay Başkanı, iktidardaki partiye siyasi avantaj kazandırsın diye "korsan muhtıra" yayınlamışsa bu, tarihe en büyük siyasi skandallardan birisi olarak geçen Watergate olayından daha büyük bir olaydır.
Watergate olayında ABD Başkanı Nixon'un siyasi rakiplerinin telefon görüşmelerini dinlettiği ortaya çıkmış ve yer yerinden oynamıştı. Bizde iktidarlar, rakiplerinin özel konuşmalarını dinletmekle kalmayıp sanki telefonu dinlenen suçluymuş gibi, "Sen şu konuşmanda şöyle dememiş miydin" diyerek rakiplerinin sırlarına haiz kudretli insan pozunda hava atıyorlar. Hatta, "Daha bildiğimiz neler var neler" diyerek aba altından sopa gösteriyorlar.
Kılıçdaroğlu'nun normal bir gündemde deprem etkisi yaratacak sözlerine AKP adına Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik cevap verdi. "Bu iddiaya ölüler bile güler"diyen Çelik, "Ne Genelkurmay Başkanlığı kurumsal olarak ne de Sayın Büyükanıt bireysel olarak muhtıra olduğuna dair bir söylem için de olmamıştır. Bu yüzden Ak Parti herhangi bir suç duyurusunda bulunmamıştır. Biz Başbakan ne zaman gerekli görürse Genelkurmay Başkanı’nı davet eder ve görüşür. Herhalde sayın başbakan her seferinde bu görüşmelerini tutanak altına alıp deşifrelerini Sayın Kılıçdaroğlu’na göndermek zorunda değildir" diye konuştu.
Kılıçdaroğlu'na göndermek zorunda değildir ama bu tür üst düzey zirvelerde tutanak tutmak da devletin en önemli kurallarından birisidir. Bizim bildiğimiz, Dolmabahçe görüşmesinde tutanak da tutulmadı.
Peki neden?
Evet, AKP'nin tutanak geleneğinden hoşnut olmadığını biliyoruz ama tutanak tutulmuş olsaydı, şimdi ortaya çıkan spekülasyonlar engellenmiş olurdu. Gerekirse tutanaklar açıklanırdı ve o zaman ölülerin neye gülüp neye gülmeyeceğini görürdük.
Hüseyin Çelik, "Dolmabahçe’deki görüşme gizli saklı bir görüşme de değildir"diyor.
Bal gibi de gizli saklı bir görüşmedir.
"Gizli saklı" olmadığının tek şartı, Genelkurmay Başkanı'nın gazetecilerin önünden geçerek Başbakan'ın makamına gitmesi değildir. Görüşme "gizli saklı" değilse hem Erdoğan, hem de Büyükanıt neden sonradan ortaya çıkan soru işaretleri üstüne "Dolmabahçe bizimle birlikte mezara gidecek" dediler?
Ortada "gizli saklı" birşey var ki "mezara götürmekten" söz edilebiliyor...
Tabii AKP sözcüleri her zaman olduğu gibi "Biz söyleyelim, siz inanın" havasındalar.
Dünyadaki bütün konuların yegâne referansı kendileri.
Tayyip Erdoğan demişse öyledir!
Hüseyin Çelik söylüyorsa doğrudur…
Diktatörlüklerde bile böyle bir şey olamaz...
Velhasıl, bu önemli iddiaya sadece AKP kanadından yalanlama gelmesi de enteresan. Olayın diğer tarafları, yani dönemin Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt ile Genelkurmay'dan ses yok!
En azından dün bu yazının yazıldığı saatlere kadar ses çıkmadı…
Oysa, böyle bir iddianın birinci dereceden muhatabı, tekâüt Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt'tır.
Kendisiyle birlikte "mezara gidecek olan" neymiş, sahte darbe planlarıyla kolordu komutanları tutuklanırken bizzat muhtıra vererek darbe borazanı çalmış birisi olarak kendisi neden el üstünde tutulmaktaymış, Audi'sinden memnun muymuş...
Anlatsa da dinlesek...
yazan :Fatma Sibel YÜKSEK