DOLAR8,1976
EURO9,8743
ALTIN472,001
BIST1330,48
AdanaAdıyamanAfyonAğrıAksarayAmasyaAnkaraAntalyaArdahanArtvinAydınBalıkesirBartınBatmanBayburtBilecikBingölBitlisBoluBurdurBursaÇanakkaleÇankırıÇorumDenizliDiyarbakırDüzceEdirneElazığErzincanErzurumEskişehirGaziantepGiresunGümüşhaneHakkariHatayIğdırIspartaİstanbulİzmirK.MaraşKarabükKaramanKarsKastamonuKayseriKırıkkaleKırklareliKırşehirKilisKocaeliKonyaKütahyaMalatyaManisaMardinMersinMuğlaMuşNevşehirNiğdeOrduOsmaniyeRizeSakaryaSamsunSiirtSinopSivasŞanlıurfaŞırnakTekirdağTokatTrabzonTunceliUşakVanYalovaYozgatZonguldak
Bursa 19°C
Parçalı Bulutlu
Kent Gazetesi

DÜŞÜNCELERDE YAŞAMAK

04.04.2021
A+
A-

DÜŞÜNCELERDE YAŞAMAK

Düşüncelerini özgürce ifade edebilmek… Kulağa ne kadar hoş geliyor değil mi? Bunu, geçmişte ve bulunduğumuz dönemde yapabilmek ne büyük bir lüks… İnsanların tam olarak -korkmadan- düşüncelerini dile getirebildiği dönemlere tahminen ne zaman sahip olabiliriz ey dünya adlı gezegen ?  Ölmeden, öldürülmeden, hapishanelerde işkenceler görmeden, tehdit edilmeden, vatan haini ilan edilmeden…  Çünkü ben eminim tarih bile bunları yazarken utanç duyuyor.

Bu pazar sizlere Türkiye’nin yetiştirdiği en önemli yazarlardan biri olan Sabahattin Ali’den bahsetmek istiyorum. Çünkü KATLEDİLİŞİNİN -ölümünün diyemiyorum üzgünüm- 73. yıl dönümü.Bizler seni göremedik fakat bizlere bıraktığın yazılarla çok sevdik Sabahattin Ali. Büyük üstada saygı ve minnetle… Haydi birlikte tanıyalım Sabahattin Ali’yi.

HAYATI

41 yıllık kısa sayılabilecek yaşamına Kürk Mantolu Madonna, Kuyucaklı Yusuf, İçimizdeki Şeytan, Kağnı, Ses gibi çok önemli roman ve hikayeleri sığdıran ünlü yazar Sabahattin Ali; 25 Şubat 1907 tarihinde asker bir babanın üç çocuğundan biri olarak Gümülcine’de dünyaya gelir. Babası Ali Selahattin Bey, dönemin entelektüel kesiminden olan Tevfik Fikret ve Prens Sabahaddin’le olan dostluğundan dolayı çocuklarına bu kişilerin isimlerini vermeyi düşünmekteydi ve bu doğrultuda ilk oğluna Sabahattin, ikincisine ise Fikret ismini verir.

İstanbul’da başlayan çocukluğu Çanakkale ve Edremit’te sıkıntılı bir biçimde devam eder. Babasının cephe görevi, özellikle Çanakkale Savaşı sırasında ailecek savaşın tesirinde kalmaları nedeniyle annesinin bozulan ruh hali, yaşanan maddi zorluklar çocuk ruhuna fazlasıyla etki eder.

Okul hayatında çalışkan bir öğrenci olarak anılan Sabahattin Ali ilk yazarlık deneyimlerini de yaptığı Balıkesir Öğretmen Okuluna kayıt yaptırır. Burada okul gazetesi çıkardı ve çeşitli dergilere yazılar gönderir. Bazı sıkıntılar nedeniyle buradan ayrılır ve İstanbul Muallim Mektebinde tamamlar okulu. 1927’de Yozgat Cumhuriyet İlkokuluna atanır, 1928’de ise Maarif Vekaletinin açtığı sınavı kazanarak Almanya’ya öğrenci olarak gönderilir.

 

ÖĞRETMENLİK HAYATI VE SORUŞTURMALAR

Almanya’daki eğitimi sonrası yurda döner ve sonunda Aydın Ortaokulu Almanca öğretmenliğine atanır. Aynı yıl “Bir Orman Hikâyesi” ve “Bir Gemicinin Hikâyesi” adlı ilk toplumsal gerçekçi öykülerini yazar ve bunları Resimli Ay dergisinde yayımlar. (1930) Nâzım Hikmet o sırada Resimli Ay’da düzeltmen ve sekreter olarak çalışmaktadır. Sabahattin Ali’nin bu hikâyelerden birinin yayımlanmasını şöyle anlatır Nâzım:

“Bir gün dergi idarehanesine kısa boylu, gözlüklü bir genç geldi. Almanca bildiğini, hikâyeler yazdığını ve isminin Sabahattin Ali olduğunu söyledi. Hikâyelerinden birini bıraktı çıktı. Bu hikâye orman sanayiinde çalışan işçilerin hayatına aitti. Alman romantizminin tesir altında yazılmış olmasına rağmen konu ve muhteva bakımından Türk edebiyatında bir yenilik teşkil ediyordu. Genç adamın istidatlı bir yazar olduğu daha ilk satırlarından hissediliyordu. Hikâye basıldı… Sabahattin’in ilk (toplumcu) hikâyesini Resimli Ay dergisinde yayınlaması, yazarın o zamanki edebiyat, dolayısıyla politika cereyanları arasında belirli bir safta yer alması demekti. İlk yazısını bize getirişi Sabahattin’in antiemperyalist, demokratik temayülünü gösteriyordu. Gerek dostluğumuz, gerekse Resimli Ay’ın o zamanki çevresine girişi, gerekse sonraları Sinop Cezaevi’nde parti üyelerinden bazılarıyla tanışması Sabahattin Ali’nin sosyalist idealleri benimsemesinde tesirli oldu.”

Mayıs 1931’de Aydın’da komünizm propagandası yaptığı gerekçesiyle açılan dava ile Sabahattin Ali’yi ölüme sürükleyen davalar faslı da başlamış olur. 22 Aralık 1932’de bir arkadaş toplantısında Atatürk’e hakaret eden bir şiir okuduğu iddiasıyla yargılanmış, Konya Hapishanesi’ne konmuştur. 1933’te ise zamanın sürgün yerlerinden biri olan Sinop Kalesi’ne gönderilir.

Bir mahpusu dünya ile hiç alakası olmayan bir zindana kapamak ona en büyük iyiliği yapmaktır. Onu en çok yere vuran şey, hürriyetin elle tutulacak kadar yakınında bulunmak, aynı zamanda ondan ne kadar uzak olduğunu bilmektir. On adım ötede en büyük hürriyetlere götüren denizi dinlemek ve sonra aradaki kalın kale duvarlarına gözleri dikerek bakmaya, denizi yalnız muhayyilede görmeye mecbur kalmak az azap mıdır? Bahçede insanın ayakucuna inerek ekmek kırıntılarını toplayan ve aynı hürriyetsiz topraklarda sağa sola adım atan bir kuşun bir kanat vuruşuyla bu duvarları aşarak serbestliklerle kucaklaşmaya gittiğini görmektense, nefes almaktan başka hürriyeti hatırlatacak hiçbir şey bulunmayan bir yerde kapanmak daha iyi değil midir?

1933’te Cumhuriyet’in 10. yılı nedeniyle çıkarılan aftan yararlanıp (cezasının bitmesine iki ay kalmıştır) Sinop Cezaevi’nden çıkan Sabahattin Ali, 1933 Ekim’i sonlarında İstanbul’a gelir. Memurlukla ilişiği kesilmiştir; yeniden görev almak üzere Ankara’ya gider. Yedi aylık bir bekleyiş sonunda yanıt olumsuzdur. Eski kanılarını değiştirdiğini ispatlaması istenir ondan; bunun üzerine Atatürk için Varlık dergisinde yayımlanan “Benim Aşkım” şiirini yazar ve göreve yeniden kabul edilir. İlkin Milli Eğitim Bakanlığı Yayım Müdürlüğünde, sonrasında 1934’te Talim ve Terbiye Dairesinde üst yönetici olarak görevlendirilir. 1935’te evlenir; 1936’da askere alınır. Askerliğini Eskişehir’de tamamlar ve 1938’de Ankara Musiki Öğretmen Okulu Türkçe öğretmenliğine atanır. Daha sonra bu okulun yerini alan Devlet Konservatuvarı dramaturgluğu görevine getirilir.

TARTIŞMALI YILLAR

Yazar, sağ ve sol kesim tarafından birtakım eleştirilere maruz kalır. Ülkenin sol kesimi kendisini lüks ve burjuva görünümlü yaşantısından dolayı daha radikal tavırlar almaya zorlarken  sağ kesim de sosyalist misyon yüklenmek istenen birisinin Dil Kurumu azalığı gibi görevlere getirilmesini doğru bulmuyordu. Sağ kesimin eleştirilerinin başlıca kaynaklarından birisi de Sabahattin Ali’nin Almanya’dan dönen öğrenci grubundaki kişilerden daha önce ve daha etkili görevlere getirilmesiydi. Nihal Atsız, Orhun dergisinde Şükrü Saracoğlu’na atfen yazdığı yazıda (1 Nisan 1944) Sabahattin Ali’nin “herkesçe bilinen bir komünist olduğunu, Hasan Âli Yücel’in şahsi sempatisi yüzünden göreve getirildiğini ve daha önceden Mustafa Kemal Atatürk, İsmet İnönü ve Ali Çetinkaya gibi isimlere hakaret ettiğini” söyleyerek yazarı vatan haini olarak niteledi ve devlet tarafından korunmasını kınadı.Bu mektup üniversite öğrencileri ve halk arasında etki uyandırdı, Nihal Atsız ise görevden alındı.

Sabahattin Ali mektup sonrasında Nihal Atsız’a hakaret davası açtı ve ilk duruşma 2 Nisan 1946’da yapıldı. Dava öncesinde adliye sarayı önünde toplanan ve çoğunluğu Siyasal Bilgiler ve Tıp Fakültesi öğrencisi olan kişiler yazarın aleyhinde gösteri yaptı.

İlk duruşmadan sonra konservatuvarda İsmet İnönü ile görüşen yazar, İnönü’nün “Nasılsın?” sorusuna “Sağ olun, iyim paşam.” şeklinde cevap verdi ve İsmet İnönü’den “Daha iyi olacaksın.” cevabını aldı.[69] İlerleyen dönemlerde Hamit Şevket İnce, Nihal Atsız’ın avukatlığından istifa etti. Yine bu dönemde Falih Rıfkı Atay, Ulus gazetesinde Sabahattin Ali lehinde seri yazılar yazdı. İkinci duruşmada savcı Nihal Atsız’ın Sabahattin Ali’ye vatan haini diyerek hakaret ettiğini söyledi ve cezalandırılmasını talep etti. Üçüncü duruşmada ise Nihal Atsız altı ay ceza aldı fakat “mazisinin temiz olması” ve “millî tahrik”gibi gerekçelerle bu ceza dört ay indirilerek tecil edildi.

 

MARKOPAŞA DERGİSİ

1944 sonrasında Markopaşa, Malum Paşa veya Ali Baba gibi yerlerdeki yazılarında daha sert ve daha eleştirel bir dil kullanır. Zekeriya Sertel’e 1946 yılında söylediğine göre siyaset ve politikayla daha fazla ilgilenmek istiyordu. Yine aynı yıl ailesini Ankara’da bırakarak İstanbul’a geldi ve Aziz Nesin’le beraber Markopaşa dergisini çıkardı. Markopaşa ilk üç sayısında tırajını artırarak yayın hayatına devam eder.Daha sonra da mizahî yönünden çok siyasi yönüyle tartışmalara neden olur.

Sabahattin Ali dergilerde çıkan yazılarından dolayı üç ay hapis yatar, karşılaştığı baskılardan bunalır. Ali Baba dergisinde yayımladığı ”Ne Zor Şeymiş” başlıklı yazıda, içinde bulunduğu durumu şöyle anlatmaktadır:

”Çalmadan, çırpmadan bize ekmeğimizi verenleri aç, bizi giydirenleri donsuz bırakmadan yaşamak istemek bu kadar güç, bu kadar mihnetli, hatta bu kadar tehlikeli mi olmalı idi”.

ÖLÜMÜ

Bir başka dava nedeni ile 1948’de Paşakapısı cezaevinde üç ay yatmıştır. Çıktıktan sonra zor günler geçirmeye başlamış, işsiz kalıp, yazacak yer bulamamıştır. Yurt dışına gidebilmek için pasaport almak istemiş, alamamıştır. Yasal yollardan yurt dışına çıkma olanağı da bulamayınca Bulgaristan’a kaçmaya karar vermiş fakat para karşılığı anlaştığı Ali Ertekin adlı kaçakçı tarafından Bulgaristan sınırında 2 Nisan 1948’de şaibeli bir şekilde öldürülmüştür.Sabahattin Ali’yi öldürdüğünü itiraf eden Milli Emniyet mensubu olduğu iddia edilen Ali Ertekin, dört yıla hüküm giymiş; fakat birkaç hafta sonra çıkan aftan yararlanarak serbest kalmıştır.

————————————————————————————————————————————–

ALDIRMA GÖNÜL ALDIRMA

Başın öne eğilmesin
Aldırma gönül aldırma
Ağladığın duyulmasın
Aldırma gönül, aldırma

Dışarda deli dalgalar
Gelip duvarları yalar
Seni bu sesler oyalar
Aldırma gönül, aldırma

Görmesen bile denizi
Yukarıya çevir gözü
Deniz dibidir gökyüzü
Aldırma gönül, aldırma

Dertlerin kalkınca şaha
Bir sitem yolla Allah’a
Görecek günler var daha
Aldırma gönül, aldırma

Kurşun ata ata biter
Yollar gide gide biter
Ceza yata yata biter
Aldırma gönül, aldırma

Sabahattin Ali

 

NE OKUMALI?

SABAHATTİN ALİ/KUYUCAKLI YUSUF

“Varlığı büyük boşlukları dolduracak mahiyette bir şey değildi; fakat yokluğu müthişti.”

Balıkesir Edremit’te geçen köylüler ile memurların çekişmesinin anlatıldığı toplumsal arka planı aydınlatan betimlemeleriyle okuyucuyu mest eden romanlardandır.
Yusuf 9 yaşında , anası babası eşkıya baskınında öldürülmüş Kaymakam Selahattin Bey tarafından evlatlık edinilmiştir. Kuyucaklı Yusuf , erdemleri ve kusurlarıyla, bir yetimin, bir evlatlığın öyküsünden insanlık durumuna çıkmayı başarmış bir yapıt olarak kitaplığımızda olması gereken bir eser olarak yerini almıştır .

Keyifli okumalar dilerim.

 

REKLAM ALANI
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

betmarinoaresbetbetnanoasyabahismroyunbahigomobilbahisbets10imajbetbetper