DOLAR7,3342
EURO8,816
ALTIN406,351
BIST1531,59
AdanaAdıyamanAfyonAğrıAksarayAmasyaAnkaraAntalyaArdahanArtvinAydınBalıkesirBartınBatmanBayburtBilecikBingölBitlisBoluBurdurBursaÇanakkaleÇankırıÇorumDenizliDiyarbakırDüzceEdirneElazığErzincanErzurumEskişehirGaziantepGiresunGümüşhaneHakkariHatayIğdırIspartaİstanbulİzmirK.MaraşKarabükKaramanKarsKastamonuKayseriKırıkkaleKırklareliKırşehirKilisKocaeliKonyaKütahyaMalatyaManisaMardinMersinMuğlaMuşNevşehirNiğdeOrduOsmaniyeRizeSakaryaSamsunSiirtSinopSivasŞanlıurfaŞırnakTekirdağTokatTrabzonTunceliUşakVanYalovaYozgatZonguldak
Bursa 8°C
Yağışlı
Kent Gazetesi

BİR DELİNİN GÜNLÜĞÜ

07.02.2021
54
A+
A-

 

Zaman zaman içime kapanıp insanlardan uzak durma ihtiyacı hissediyorum. Yoruluyorum. Konuşmak, anlamak, anlatmak, dinlemek beni yoruyor. Tahammül seviyem bir an da düşüyor. İstemsiz bir sinir, stres hali içinde oluyorum. Pandemi de çözüm olmadı buna. Susmayan telefonlar, bitmeyen sorunlar… He bir de kafamın içindeki susmak bilmeyen bir ses. Son zamanlarda o da fazlasıyla yormaya başladı beni. Harry Potter’ deki o konuşan, çirkin, eciş bücüş şapka var ya  aynı onun gibi bir ses beynimde konuşup konuşup duruyor. Tam buna odaklandım evet bu sefer kesinlikle dinliyorum, diyorum. Yok,o şapka şekilden şekle giriyor arkadan. Acaba ben ait olmadığım bir dünyaya mi seçildim de sürekli bu konuşma ihtiyacını hissediyor? Hay aksi seçme şansı verilmedi ki. Sahi,ne güzel olurdu değil mi ? Doğar doğmaz o çirkin şapka kafama konulsa veee Gryffindor diye bağırıp mutlu mesut hemen o seçtiğim dünyaya doğru hızlı hızlı büyüsem… Yine kafada bir ton kurgular,  yine şapka, yine insanlar… Hadi insanın çözümü var: Girersin insan detoksuna. 1 hafta kafa rahat da bu konuşan sevimsiz şapka ömür boyu benimle. Peki bunu ne yapacağız? Hani diyor ya şarkı da “kafamda kentsel dönüşümler.” Heh iste o andayım. Gideyim enkazlarımla ilgileneyim biraz. Belli ki süreç uzun…

——————————————————————————————————————————————————————-

TÜRK TİYATROSUNUN SHAKESPEARE’İ : ORHAN ASENA

Tiyatromuza oyunlarıyla katkısı tartışılmaz olan Asena’nın öncelikle birikimli bir yazar olduğunu, okumaktan yılmayan bir biriktirici olduğunu, toplumdan uzak düşmeyen ve dünyaya bakışından ödün vermeyen bir yapıya sahip olduğunu kabullenmeliyiz.”

                                                                                                                                       Hülya Nutku

Diyarbakır’da 1922’de dünyaya gelen Asena, ilk ve orta öğrenimini Diyarbakır’da tamamladı. İstanbul Tıp Fakültesi’ni 1945 yılında bitiren sanatçı, 1945-52 yılları arasında Anadolu’nun çeşitli yerlerinde hükümet tabipliği yaptı. 1955’te çocuk hastalıkları uzmanı oldu. 12 Mart Muhtırası’ndan sonra Almanya’ya yerleşmek zorunda kaldı, sekiz yıl Almanya’da hekim olarak çalıştı. Türkiye’ye döndükten sonra Ankara’ya yerleşti. Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğünde edebî kurul üyesi ve başkanı olarak da görev yaptı.

 

ASENA ESERLERİNDE NE ANLATIYORDU?

Asena’nın oyunlarında  kimi tarihi konuları da işlenmiş,  bu oyunlarında tarihçilerin yaklaşımlarını ölçüt almıştır. Yazmış olduğu oyunlarında ise genel olarak sıradan insan yaşamlarından kesitler sunmaya yönelmiştir.  Ferdi konulara yöneldiği oyunlarında ise korku, suç, zaaflar, bireysel  bunalımlar,  dostluk, yalnızlık, güçsüzlük, insanlık gibi  çeşitli temalar üzerinde durmuştur. Onun tiyatro oyunlarında hak ve adalet temaları da önemli bir yer tutar.

İnci Enginün’e göre Orhan Asena’nın eserlerindeki en bariz özellik  insanların gücü ellerine geçirdikleri zamana kadarki davranışları ve gücü ele geçirdikten sonraki tavırlarıdır. Eserlerinde fertler arasında geçen gücü elde etme mücadelesi, politik güç ve iktidar hırsı ve elde edilen gücü kullanma şekli ve tutkusu onun oyunlarındaki çatışmaların kaynağını teşkil etmektedir. Yazar tarihi ve güncel konulu oyunlarında  en çok bu çatışmaları ortaya koyan eserler yazmıştır.  Önce dar çerçevede  ve fertler arasında başlayan  gücü elde etme hırsı sonradan iktidar hırsına dönüşmekte elde edilince de siyasi  iktidar ve insanlara hâkim olma hırsına dönüşmektedir. Gılgamış ve Hürrem Sultan gibi oyunlarında da görünen bu çatışmalar diğer oyunlarında da göze çarpmaktadır..

ESERLER VE ÖDÜLLER

Şiir ve öykü yazmaya çocuk yaşlarında başlayan, ilk tiyatro çalışmalarını lisede yapan Asena, 1954 yılında Devlet Tiyatroları’nda oynanan ”Tanrılar ve İnsanlar-Gılgamış” adlı yapıtıyla dikkatleri üzerine topladı. 1960 yılında TDK tiyatro ödülünü alan bu yapıtı İngilizce, Fransızca, Almanca, İspanyolca, Rusça, İtalyanca dillerine çevrildi.

Orhan Asena kişiliğinin belirgin özelliklerinden biri doktor olduğu halde, yazarlığı her zaman çok ciddiye almış olmasıydı. Oyun yazarlığına devam eden Asena, kırkı aşkın oyun yazdı ve oyunları tüm Türkiye’deki sahnelerde oynandı. Oyunlarından yaklaşık yarısı kitap olarak yayımlandı. Eserlerinde başkaldırı teması ağır bastı. Atçalı Kel Memet’in hayatını işlediği Atçalı Kel Mehmet adlı oyunuyla TRT’den 1970 yılında başarı ödülünü aldı. Daha sonraları ise, İsmet Küntay Tiyatro Ödülü’nü, Avni Dilligil Tiyatro Ödülü’nü ve Türkiye İş Bankası Büyük Tiyatro Ödülü’nü kazandı. Tiyatro eleştirmenlerince “Türk tiyatrosunun Shakespeare’i” olarak tanımlandı. Hayatı boyunca tiyatronun eğitici bir amaç ve ihtiyaç haline getirilmesi için mücadele etmiş olan Asena‘nın  vefat ettiği gün, Yıldız Yargılaması adlı oyunu Bursa Devlet Tiyatrosu‘nda sahneleniyordu.

Doktorluktan sonra insanların ruhlarına iyi gelmeyi kültürel açıdan da sürdüren Orhan Asena zamanında eserleriyle ön planda yer alamasa da Türk edebiyatına ”tiyatro” anlamındaki katkıları göz ardı edilemeyecek kadar fazladır. Birçok sanatçı gibi eserleri ve kıymeti sonradan bilinse de edebiyata katkılarından dolayı biz yeni nesil edebiyatseverler olarak teşekkürü borç biliriz.Sonsuz saygı ve minnetle.

—————————————————————————————————————————————————————————————————————————————————————————-

ESKİDENDİ ÇOK ESKİDEN

Hani erken inerdi karanlık,
Hani yağmur yağardı inceden,
Hani okuldan, işten dönerken,
Işıklar yanardı evlerde,
Eskidendi, çok eskiden.

Hani ay herkese gülümserken,
Mevsimler kimseyi dinlemezken,
Hani çocuklar gibi zaman nedir bilmezken,
Eskidendi, çok eskiden.

Hani hepimiz arkadaşken,
Hani oyunlar tükenmemişken,
Henüz kimse bize ihanet etmemiş,
Biz kimseyi aldatmamışken,
Eskidendi, çok eskiden.

Hani şarkılar bizi bu kadar incitmezken,
Hani körkütük sarhoşken gençliğimizden,
Daha biz kimseye küsmemiş,
Daha kimse ölmemişken,
Eskidendi, çok eskiden.

Şimdi ay usul, yıldızlar eski
Hatıralar gökyüzü gibi gitmiyor üstümüzden
Geçen geçti,
Geceyi söndür kalbim
Geceler de gençlik gibi eskidendi
Şimdi uykusuzluk vakti.                   

                                           Murathan MUNGAN

 

————————————————————————————————————————————————————————————————–

 

 

NE OKUMALI?

w

ORHAN PAMUK / YENİ HAYAT

 

” Bir gün bir kitap okudum ve bütün hayatım değişti. “

Orhan Pamuk’un kitaplarının giriş cümleleri her zaman dikkatimi çekmiştir. Hatta kitaplarını alma sebebim bile olmuştur diyebilirim. Yolda yürürken birden durup unuttuğun bir şeyin aklına gelmesi gibi etki yaratmıştır hep bende. Sebepsiz bir heyecan ve sebepsiz bir aydınlanma.  İşte ”Yeni Hayat” romanındaki bu giriş cümlesi de bu duyguları yaşattı bana.

Arayış…Hepimiz kabul etsek de etmesek de bir arayış içindeyiz ne aradığımızı bilmeden. Ve sonra bulduğumuzu sandığımızda arayıştan vazgeçeriz yok sonra tatmin olmayız tekrar arayış içinde buluruz kendimizi. Sayfalar akıp giderken; aşkı, kıskançlığı, arayışları, buluşları, kaybedişleri, terk edilişleri, cinayeti, felaketi, ölümü, melekleri, siyaseti, gençliği, seyahatleri, Anadolu’yu okurken buldum kendimi.

Siz de hayatınızı iyi veya kötü şekilde değiştiren belki de dönüm noktası olan bir kelime, bir satır, bir kitap arayışında iseniz bu kitap tam da sizlere göre. Deneyimlemenizi tavsiye ederim.

————————————————————————————————————————————————————————————————————————————————–

 

DOĞRU BİLDİĞİMİZ YANLIŞLAR

KIRO:

Medeni olmayan, medeniyetten anlamayan, arabesk müzik dinleyen ve arabesk tarzda yaşayanlar için kullanılan ve Kürtçe olan bu sözün anlamı “erkek çocuk” demektir.

 

FODUL:

Özellikle kel arkadaşların bu lafı duymama ihtimali yoktur. Hem kel hem fodul derler ya ”üstünlük taslayan, kibirlenen” anlamı taşırmış.

 

ABAZA

”Kadına karşı açlığı olan erkekler” için kullanılan bu sözcük ise asıl; Kafkas halklarından birinin adıdır. Bu halkın adı ”Abazalar”dır. ”Kadına karşı açlığı olan erkekler” için ise doğru kullanım ”abazan”dır.

 

REKLAM ALANI
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.