DOLAR7,2985
EURO8,7867
ALTIN401,909
BIST1527,45
AdanaAdıyamanAfyonAğrıAksarayAmasyaAnkaraAntalyaArdahanArtvinAydınBalıkesirBartınBatmanBayburtBilecikBingölBitlisBoluBurdurBursaÇanakkaleÇankırıÇorumDenizliDiyarbakırDüzceEdirneElazığErzincanErzurumEskişehirGaziantepGiresunGümüşhaneHakkariHatayIğdırIspartaİstanbulİzmirK.MaraşKarabükKaramanKarsKastamonuKayseriKırıkkaleKırklareliKırşehirKilisKocaeliKonyaKütahyaMalatyaManisaMardinMersinMuğlaMuşNevşehirNiğdeOrduOsmaniyeRizeSakaryaSamsunSiirtSinopSivasŞanlıurfaŞırnakTekirdağTokatTrabzonTunceliUşakVanYalovaYozgatZonguldak
Bursa 8°C
Yağışlı
Kent Gazetesi

Bir Portre Metin Yüksel

24.02.2021
78
A+
A-

‘Şehadet bir çağrıdır nesillere ve çağlara’ sözü ile!

Misyonunu anlatırken önce Metin Yüksel’i tanımalıyız.

17 Temmuz 1958’de Bitlis’e bağlı Kolongo’da doğan Metin Yüksel, İslam Alimi Mola Sadrettin Yüksel’in oğludur.

9 yaşında ailesiyle İstanbul’un Fatih ilçesine yerleşen Yüksel, eğitim hayatı boyunca öğrenci olaylarında ön saflarda rol aldı ve Akıncılar adı verilen öğrenci hareketinin liderliğine yükseldi.

Fatih Akıncılar Başkanı oldu. O dönemde insanların alışa-gelmişliklerinden çok farklı faaliyetleri hayata geçiriyordu. Mesela Akıncılar Derneğine haftada iki gün doktor getirip fakir ve yoksulları tedavi ettirir, yazılan ilaçlarını da çevre eczanelerden ücretsiz temin ederdi.

Metin Yüksel’in başkanlığında Fatih Akıncılar Teşkilatı sosyal aktiviteler ve yaptıkları etkinliklerle muhit insanlarının sevgisini kazandığı gibi özellikle gençlerin güvenini ve teveccühünü kazanmasına neden oluyordu. Tabi bu teveccüh karşısında diğer fikriyattaki gençlik hareketleri mensupları durumdan rahatsız oluyorlardı. Metin Yüksel’i kıskanıyorlardı. Daha orta öğrenimdeyken çevresine üniversiteli gençler toplanıyorlardı.

1977 yılında Darüşşafaka Lisesi önünde 8 kişilik sol görüşlü kişiler tarafından 3 arkadaşıyla saldırıya uğradılar. Hastanede bacağındaki kurşunu çıkarmak için pantolonunu kesmeye yeltenen doktora “başka pantolonum yok” diyerek ayağa kalkıp pantolonunu çıkartıp tekrar ameliyat masasına uzanmıştı. Midesinden ve ayağından 3 kurşun yarası alan Metin başkan, genç yaşında İslam davasının bir gazisi olarak yaşama devam etmekteydi. Kısa bir süre sonra seminerler konferanslar yapmaya başladılar. Fakat bunların halka duyurulması için bir yayın kuruluşu ihtiyacı hasıl olmuştu. Gölge-Akıncılar-Akıncı Güç-Sebil gibi dergiler çıkardılar ve halka ulaşmasını sağladılar.

İsmi yaşarken efsaneleşmişti adeta Metin Yüksel’in. Kendisini sayısız defalarca sözlü ve silahlı tehditlere aldırmadan “ölmek var dönmek yok bu hak davadan” diyerek öğrenim hayatını da aksatacak derecede İslam mücadelesiyle vaktini geçiriyordu.

Diğer gençlik hareketleri Metin Yüksel engelini bir türlü aşamıyorlardı. Yüz yüze tartışmalarında Metin Yüksel konuşmaların galibi oluyor, bu durumdan rahatsızlanan diğer guruplar, bağlı oldukları fikriyatı savunamayacak hale düşüyorlardı.

Akıncılar yine tehditler alıyorlardı. Cuma namazı çıkışı saldırı olacağı istihbaratı gelmişti. Cuma namazlarında Fatih Camisi’ni tercih ederlerdi. Akıncılar olarak camiye toplu girer toplu çıkarlardı. Cuma namazı çıkışında saldırı olacağı haberi üzerine istişare neticesinde en son başkanın da “gideceğiz” demesi neticesinde şehadete gidiyordu adeta kendi verdiği kararla Metin Yüksel!

Cuma namazı çıkışında bir gurup arkasından Metin Yüksel’e seslendi. Niyetlerinin bozuk olduğu belliydi. Cami avlusunda silah çektiler, Metin’in yanından Akıncılar koşup kendilerince korumalı yerlere sipere yattılar, Metin Yüksel oradaydı, arkadaşlarının sürekli “başkan uzaklaş” ikazlarını sanki Metin, duymuyordu. O esnada birinin silahından çıkan kurşunlarla Cuma namazını eda ettikten sonra cami avlusunda Metin Yüksek sırf gençleri İslam’a davet ettiği için can emanetini hakkıyla teslim edenlerden olmuştu.

Metin başkan kanlar içerisinde yerde yatıyor arkadaşları koşup kucaklayarak bir taksiye bindirdiler ve sonrasında bakın arkadaşı Mehmet Ali Tekin nasıl anlatıyor yaşananları:

“Cuma namazı çıkışı Metin’in arkasından 3 kere kısa aralıklarla ‘Metin dur!’ diye bağırdılar. Üçüncü bağırmasının akabinde, iki eli de parkesinin cebinde olan Metin, sağ elini çıkarıp boş bir şekilde öne doğru uzatarak, ‘Gelin konuşalım’ dedi. Metin sözünü bitirir bitirmez, silahlarını çekerek, ateş etmeye başladılar. Ben tam o anda caminin duvarına yakın olan iki büyük çınar ağacının arasına gelmiştim. Benim arkamda bulunan çınarların arasından çıkan iki kişi de bana, ‘Kaldır ellerini’ dediler. İki elim cebimde arkama döndüm. Ben arkama dönerken Metin’in, ileriye uzattığı sağ elini yüzüne doğru geriye çektiğini, sol bacağının da hafif büküldüğünü fark ettim. Arkama döndüğümde iki kişi ellerindeki tabancaları bana doğrultmuşlardı. Bu arada polisler bizim tarafımıza doğru ‘Teslim olun’ diyerek, koşmaya başladılar. Polisi gören saldırganlar, beni bırakıp kaçtılar? Metin upuzun yerde yatıyordu. Metin’e doğru koşmaya başladım. Başından akan kanlar yerdeki karları kıpkırmızı yapmıştı. Başını kaldırıp yüzündeki kanları silmeye başladım. O sırada birkaç arkadaş daha geldi. Ben arkadaşlara ‘Çabuk taksi çağırın’ diye bağırdım. Yaralı olan Metin’i her birimiz kollarından ve ayaklarından tutarak kaldırıp, çıkış kapısına doğru götürmeye başladık. Metin çok ağır olduğu için, götürmekte zorlanıyorduk. Ben, yaraları daha da ağırlaşmasın diye ‘Durun sırtıma alayım’ dedim ve Metin’i sırtıma aldım. Avlu çıkış kapısına bir Murat taksi gelmişti. Taksiciye ‘Hemen hangi hastane olursa olsun birine çek’ dedim. Metin’in yüzündeki kanları bir daha sildim. Alnının sağ tarafında bir kurşun yarası vardı. Kazağını belinden üst tarafına doğru sıyırdım. Göğsündeki kanları sildim. Sırtını sıyırarak, arkasına baktım. Kuyruk sokumuna yakın bir yerde, bir kurşun yarası daha vardı. Sağ elinden nabzını dinledim. Bir şey hissedemedim. Sonra kalbini dinlemek için kazağını sıyırdım. Kulağımı kalbine dayayınca kalbinin de atmadığını fark ettim. Taksideki diğer arkadaşa ‘Yahu ben bir şey duymuyorum. Heyecandan olabilir. Bir de sen dinlesene’ dedim. O arkadaş da dinledi ve bir şey hissetmediğini söyledi.

Taksi Çapa ilk yardıma gelince hemen Metin’i sırtlayıp hasta yatağına yatırdılar. Bir doktor göğsüne bastırıp, kulakçıkla kalbini dinliyordu. Bu arada doktorlar pantolonunun kesilip, Metin’in ameliyata alınması gerektiğini söylediler. Daha önce yaralandığında pantolonunu kesilmesine izin vermeyen Metin Yüksel artık konuşamıyordu oysa konuşsa kestirir miydi hiç pantolonunu!

Diye düşünmüştü arkadaşları. Tarih 23 Şubat 1979’du soğuktu. Ama gönüller üşümüyordu, çünkü Allah için adanmış bir ömür emaneti teslim ediliyordu. 26 Şubat 1979’da babası, Mola Sadrettin’in kıldırdığı cenaze namazının ardından babanın “Allah’ım bu kurban sana, kabul et” sözü asla unutulmayacak bir sözdü.

Bizlerin ve bütün İslam mücadelesi içerisindeki gençlerin kendisine örnek aldığı bir kişi oldu Metin Yüksel!.. Adına ezgiler söylendi onlarca!..

“Müslümanlar birleşsin” sloganıyla başlayan “Şehadet bir çağrıdır, tüm nesillere ve çağlara” ile süren “Metin Yüksel ölmedin sen” ezgileriyle gelip-geçiyor şimdilerde zaman.

Başta Metin Yüksel ve bütün şehadet şerbetini içenlere Selam olsun.

Allah Rahmet Eylesin!

REKLAM ALANI
YAZARIN EKLEMİŞ OLDUĞU YAZILAR
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.