DOLAR 8,8816
EURO 10,3832
ALTIN 494,441
BIST 1383,77
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Bursa 26°C
Parçalı Bulutlu

EDİP CANSEVER

30.05.2021
A+
A-

‘’Yeşil ipek gömleğinin yakası
Büyük zamana düşer.

Spora destek Osmangazi

Her şeyin fazlası zararlıdır ya,
Fazla şiirden öldü Edip Cansever.’’

Cemal Süreya

Edip Cansever’in şiire bağlılığını ne güzel dile getirmiş arkadaşı Cemal Süreya.  Bu hafta köşemize Edip Cansever’i konuk etmeye ne dersiniz?

 

KİMDİR EDİP CANSEVER?

İkinci yeni akımın en farklı şairidir diyebiliriz hakkında. Dize kalıplarının dışına çıkması Edip Cansever’i Edip Cansever yapan özelliktir. Öyküleme tekniğini şiirlerinde kullanan şairin farklılığı Ahmet Hamdi Tanpınar ile aralarında şu konuşmaları meydana getirir:

“Bir gün … Evet, bir gün Tanpınar şiirlerimi görmek istiyor. 17-18 yaşlarımdayım. Tünel’deki Narmanlı Yurdu’na gidiyorum. Bana kocaman bir çay fincanıyla kahve sunuyor. Gene kocaman masasına oturup gözlüğünü taktıktan sonra, hiçbir bıkma belirtisi göstermeden bütün şiirlerimi okuyor. Okuması bittikten sonra başını kaldırıp (iyice aklımda) ilk cümlesini söylüyor: ‘Bu şiirler çok güzel, hepsi de güzel. Ama hiçbiri şiir değil!’ Tabii bu yargı iyiden iyiye yadırgatıyor beni, yine de anlamış görünerek çıkıyorum dışarı.”

Cansever “güzel ama şiir değil” sözüne mim koyar. Bir anlamda bozguna uğrar. Ama genç yaşına rağmen Ahmet Hamdi’yi yerli yerine koymasını da bilir.

“Şu kadarını eklemek isterim ki, Türkiye’nin en kültürlü sanatçılarından biriyle karşılaştığımı daha o gün anlıyorum.”

İmgelerle dolu dizeleri ve okuyan her insanın kalbine dokunan bir şiir dili vardı. Bu dil bazen hüznü anlatır, bazen yalnızlığı, bazen ise kapıda olan bir mutluluğu.

Şiir yazmaya İstanbul Erkek Lisesi’ndeyken başlayan Cansever, okulu bitirmesinin ardından Kapalıçarşı’da turistik eşya ve halı ticareti yapan bir dükkan açtı. Kendi dükkânını işletmenin yanı sıra şiirle de uğraşmaya devam eden Edip Cansever o dönemi şöyle anlatır:

‘’İstanbul’dayım. İşten eve, evden işe. Arada bir Beyoğlu’na tabiî. Artık bir yığın sanatçı tanıyorum. Salâh, Alp Kuran, Nermi Uygur filan içiyoruz bazen de. Şiirlerim Yenilik’te yayınlanıyor çoğun. Salâh götürüyor tabiî. Bir gün Şato’da (eski Mazarik) Hüsamettin’le tanışıp aynı masada oturuyoruz biraz. Bir şiirim çıkmıştı Yeditepe’de. Bana, ‘böyle ince şiirler yazdıkça getir’ diyor. Ondan öyle Yeditepe’nin yazarı oluyorum. O. Kemal, M. Buyrukçu, ben bir üçlü oluyoruz. Sonra bizim Metin Eloğlu ile arkadaşlık kuruyoruz. Degüstasyon’da içmeler başlıyor. Yıllar akıyor böyle böyle. Sonra Turgut, Cemal, İlhan Berk… ve sonra? Sonrası iyilik güzellik.’’

 

Cansever, yaşamını sürdürmek için ticaretle uğraşsa da en iyi bildiği şey olan şiir yazmayı hiç bırakmaz. 1947 yılında ilk kitabı “İkindi Üstü” yayımlandığında henüz genç bir delikanlıdır. Her ne kadar edebiyat dünyasındaki isimlerle birlikte kendisi de bu kitaptaki şiirleri acemice bulmuş olsa da bu eser Cansever’in şiire olan bakış açısını yenilemesinde faydalı olur. Arkadaşlarıyla birlikte çıkardığı Nokta Dergisi de o dönem şairin şiirden hiç vazgeçmeyeceğinin işaretlerinden biridir.

YERÇEKİMLİ KARANFİL

Biliyor musun az az yaşıyorsun içimde
Oysa ki seninle güzel olmak var
Örneğin rakı içiyoruz, içimize bir karanfil düşüyor gibi
Bir ağaç işliyor tıkır tıkır yanımızda
Midemdi aklımdı şu kadarcık kalıyor.

 

Sen o karanfile eğilimlisin, alıp sana veriyorum işte
Sen de bir başkasına veriyorsun daha güzel
O başkası yok mu bir yanındakine veriyor
Derken karanfil elden ele.

Görüyorsun ya bir sevdayı büyütüyoruz seninle
Sana değiniyorum, sana ısınıyorum, bu o değil
Bak nasıl, beyaza keser gibisine yedi renk
Birleşiyoruz sessizce.

Şairin adı geçtiğinde herkesin aklına gelen bir başka önemli şiir de “YerçekimliKaranfil”dir şüphesiz. 1957 yılında yayımlanan kitabı önemli kılan şeyse şairin artık kendi sesini gerçek anlamıyla bulmuş olmasıdır. “İkinci Yeni”nin temellerinin atıldığı kitap ile şair tabir-i caizse tarafını belirler ve gelecekteki şiir yolculuğunun ipuçlarını verir.

 

HER DOĞUMÜ GNÜNDE ŞİİR YAZDIĞI KADIN: TOMRİS UYAR

Yaşamı boyunca üretmekten hiç vazgeçmeyen şair kitaplarının yanı sıra İkinci Yenicilerin bir araya gelerek çıkarttıkları “Yeni Dergi”,“Yazı”, “Adam Sanat” gibi pek çok dergide önem verdiği isimlerle birlikte okuyucuyla buluşur. 1986 yılında tatil için gittiği Bodrum’da beyin kanaması geçiren şair tedavi amacıyla İstanbul’a getirildiğinde ne yazık ki artık her şey için çok geçtir. Ünlü şair pek çok okuyucunun kalbinde derin biz iz bırakarak 28 Mayıs 1986 yılında hayata gözlerini yumar.

Ölümü sadece okuyucuları değil, edebiyat dünyasını da derinden sarsar. Her doğum gününde bir şiir armağan ettiği Tomris Uyar birinci ölüm yıl dönümünde şairi andığı yazısında şu cümlelere yer verir: “Sevgililik ya da aşk duygusu – ne yazık ki- zamanla yara alabiliyor, örselenebiliyor, bitebiliyor. Bitmeyen tek aşkın gerçek ve lirik bir dostluk olduğunu; ikirciksiz, apaçık sevgiyi, hatta şımartılmayı Edip Cansever tattırdı bana. Her doğum günümde, tek kopya olarak yazılmış, istersem yayımlayabileceğim izniyle armağan edilmiş şiirleriyle yaşamımda ve yazımda sırdaşım, esin kaynağım oldu. Tek ihaneti, ölmesiydi.”

TOMRİS’E YAZDIĞI ŞİİR:

 

YAŞ DEĞİŞTİRME TÖRENİNE YETİŞEN ÖYLE BİR ŞİİR

Ben seni uzun bir yolda yürürken görmedim ki hiç
Yağmurlar altında gördüm, kadeh tutarken gördüm de
Bir kıyıya bakarken, bakarkenki ağlayan yüzünle
Ve yarışırsa ancak Monet’nin
Kadınlarına yaraşan giysilerinle
Gördüm de
Ben seni uzun bir yolda yürürken görmedim ki hiç.

Öyle kısaydı ki adımların, diyelim bir yaz tatilinde
Bir otel kapısının önünde, tahta bir köprünün üstünde
Bir demet çiçekle paslanmış bir kedi arasında
Öyle kısaydı ki adımların
Şöyle bir bardak yıkayışının vaktiyle
Ölçülür ve denk düşerdi ancak
Ben seni uzun bir yolda yürürken görmedim ki hiç.

Yok bir yanıtın “nereye” diyenlere
Bir buz titreşimi gibi sallantılı ve şaşkın
Ve çabuk bir merhaban vardır bir yerden gelenlere
O bir yerler ki, diyelim çok uzak olsun
Sen gelmiş gibisindir oralardan, otobüslerden
Yollardan, deniz üstlerinden topladığın gülüşlerle
Ben seni uzun bir yolda yürürken görmedim ki hiç.

Seni görünce dünyayı dolaşıyor insan sanki
Hani Etiler’den Hisar’a insek bile
Bir küçük yaşındasın, boyanmış taranmışsın
Çok yaşında her zamanki çocuksun gene
Ben seni uzun bir yolda yürürken görmedim ki hiç.

Mart ayında patlıcan, ağustosta karnıbahar
Mutfağın mutfak olalı böyle
Bir adın vardı senin, Tomris Uyar’dı
Adını yenile bu yıl, ama bak Tomris Uyar olsun gene
Ben bu kış öyle üşüdüm ki sorma
Oysa güneş pek batmadı senin evinde
Söyle
Ben seni uzun bir yolda yürürken gördüm müydü hiç.

Edip Cansever

 

————–

NE OKUMALI?

EŞEKLİ KÜTÜPHANECİ / FAKİR BAYKURT

“Yenilik getirmek ne zor imiş bizim Türkiye’ye? Işık getirmek ne zor imiş?”

Köy Enstitüsü’nden çıkmış köy öğretmenine yakışan bir kitap. Fakir Baykurt bizlere Anadolu’yu, köyü anlatıyor. Köy insanlarına ve onların sorunlarına değiniyor. Eğitim, bilim, kardeşlik, dostluk ve barış gibi evrensel kavramları da es geçmiyor. Yalın bir dili ve neredeyse çocuk masalını andıran bir anlatımı var.

1940ların Anadolu’sunda Ürgüp’te bir kütüphaneye memur olarak göreve başlar Mustafa Güzelgöz. Yeni işi için çok heyecanlıdır. Bodrumda çürümeye yüz tutmuş kitapları çıkarır, bakımlarını yaptırır. Hepsini tek tek temizler, not eder, içeriklerini yazdırır. Dizer raflara. Pırıl pırıl bir kütüphaneye görevlidir artık o. Ve oturup bekler kitapları okumak için gelecek insanları. Ama kimse gelmez. Çünkü açlık varken, çalışmak gerekirken, para lazımken kitap ne işlerine yarayacak insanların? Madem kimse kütüphaneye gelmiyor öyleyse o götürecektir kitapları köylere. Çocuklara, kadınlara ulaştıracaktır kitapları. Kadrolu bir eşek alır yanına, yoldaşı. Yükler sırtına kitapları eşeğin çıkıp köy köy dolaşırlar.

Kızların okumasının günah görüldüğü bir dönemde, kızlara da kitap okutmanın peşindedir. Halkın üstüne çökmüş karanlığa,ışık tutmak ister. Halkı kalkındırmanın, geliştirmenin, eğitmenin; o ışığın en büyük kaynağı da kitaplardır Mustafa Güzelgöz’e göre. Karanlığın üstüne ışık saçar gibi  kitaplarını insanların üstüne saçar.

“Beyim diyor,bizimyolumuz,köprümüz,çeşmemiz yok; kitaplığı ne yapacağız? Anlatıyorum ona: Eğer kitaplığınız olursa,yolunuz,çeşmeniz,köprünüz de olur!”

Bir yandan kitapla insanların zihinlerini parlatırken bir yandan halkın kalkınması için yeni girişimlerde bulunur. KEYİFLİ OKUMALAR.

 

TETRİS GÜVENLİK
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

betmarino aresbet betnano asyabahis mroyun bahigo mobilbahis bets10 imajbet betper