DOLAR8,1073
EURO9,7903
ALTIN464,274
BIST1365,27
AdanaAdıyamanAfyonAğrıAksarayAmasyaAnkaraAntalyaArdahanArtvinAydınBalıkesirBartınBatmanBayburtBilecikBingölBitlisBoluBurdurBursaÇanakkaleÇankırıÇorumDenizliDiyarbakırDüzceEdirneElazığErzincanErzurumEskişehirGaziantepGiresunGümüşhaneHakkariHatayIğdırIspartaİstanbulİzmirK.MaraşKarabükKaramanKarsKastamonuKayseriKırıkkaleKırklareliKırşehirKilisKocaeliKonyaKütahyaMalatyaManisaMardinMersinMuğlaMuşNevşehirNiğdeOrduOsmaniyeRizeSakaryaSamsunSiirtSinopSivasŞanlıurfaŞırnakTekirdağTokatTrabzonTunceliUşakVanYalovaYozgatZonguldak
Bursa 18°C
Gök Gürültülü
Kent Gazetesi

İSTEMLİ UNUTMA

28.03.2021
A+
A-

Sabah  8.30

8.00’e kurup 5 dakika daha 5 dakika daha diye diye ertelediğim alarmların en sonuncusuydu uyandığımda. Elimi yüzümü yıkayıp hazırlanmaya başladım. Her zamanki gibi bu sefer de özenle giyinip işe gideceğim,dediğim bir sabahtı. Dolabı açtım. Amann o gün bugün değil, deyip bir kot çektim. Üstüne de en sevdiğim polar siyah kapüşonlumu. Rahatlık en önemlisi benim için çalışırken. Sanırım bu yüzden kolejvari eğitim kurumlarında çalışmayı bir kez daha gözden geçirmeliydim. Bari makyaj yapayım, diyerek yine geçtim banyoya.

Saçımı lastik toka ile toplayıp aynaya baktığımda bir boğazımda bir düğüm. Onun gülüşü geldi yine birden gözümün önüne. Dağınık saçlarında gezdirdiği elleri. Süremiyordum rimeli. Yükleniyordu unuttuğum anılar işte yine bir alzaymır hastası gibi beynime. Bir suret nelere kadirdi…Yapma nereden çıktı yahu, diyorum kendi kendime. Hem de sabahın köründe. Selma iş, ders, zaman, diyorum. Yok yapamıyorum makyajı. Selma minibüs diyorum. Gitmiyor gözümün önünden. Aynadan bana bakıyordu sanki. Neredesin, ne yapıyorsun, diye düşünüyorum. Sonra bırakıyorum rimeli. Toplu saçlarımı açıp, montumu giyip, çantayı alıp evden çıkıyorum. Yürüyorum. Kaçıyorum.Derse yarım saat var. Hemen yazmalıyım diyorum hatırladığım anıları, hissettiğim duyguları.

Çünkü ben unutma eylemini hayatımda yıllar önce uygulamaya başlamıştım.İnsanları unutmayı, isimleri, yaşananları…Hatırlamamak için insanlarla fotoğraf, video çekmezdim mesela.Onlar bana hep yük olurdu çünkü sonradan. Açıp açıp o fotoğrafları , videoları anıları hafızamda  tekrardan film şeridi gibi yaşatırdım. Bu huyumu bildiğim için onunla da bir fotoğrafım, videom hiç olsun istemedim.Fotoğrafımız, eğlenceli bir sürü an’ın videosu  olmadı da bu sefer hatırladığım birkaç anıyı yazmaya başladım onunla ayrıldıktan 5-6 ay sonra ben. Böylece tam tamına 20 anıyı yazmıştım bize dair. Mesela; Semerkant, Çıtırım Pastanesi, Eşekli Kütüphanesi, İstanbul anıları, Podyum’daki ayakkabı hikayesi, deli gibi rakı içip içimizi dökmelerimiz vb. Acıyı unutmamak için yazdım onları da.

Bu sefer öyle olmadı. Rahatlamadım ilk defa yazarken. Daha da sinirlendim. Bu son” gülüş”üne dair yazdığım yazı beni müthiş hayal kırıklığına uğrattı. Onu hala hatırlamaya çalışıyordum. Kandırıyordum kendimi. Ben kendime böyle söz vermemiştim. Hatırlamamak için en başından beri aldığım gardı yıkmayacaktım.Yazarak yaptığım bu somutlaştırma; onun yokluğundaki varlığına bir armağan niteliğindeydi. Hemen bıraktım yazmayı. Eski unutma yöntemlerimi kullandım. Hemen eğlenceli bir müzik, komik video, saçma sapan karikatür ve kafamı kurcalasın diye okuduğum memleket haberleri devreye girdi. Gizil hafızama attığım bu anıların bir an için geri gelmesine izin veremezdim. Unuttum. Her şeyi unuttum yine. Hem istemli hem istemsiz…

Diye, diye, diye düşünürken kendimi iş yerinde buldum yürüyerek. Günaydın hocam, dedi kapıyı açtığımda kantinde gören canım Mustafa beni. Kendime geldim bir an. Öğretmencilik zamanıydı. Her zamanki gibi yeni bir hayatın ilk günü gibi başlama eylemine geçiş yapmalıydım ve sil baştan bir güne başladım.

Bu olaydan 5 ay  sonra ne mi yaptım? O yazdığım 20 anının -21.si yarım-  ne eksildiğini, ne çoğaldığını ne de tamamlandığını fark ettim. Yazamıyordum. Hatırlamadığın bir şeyin hikayesi yazılmıyor çünkü.Bu istemli unutma yazısını yazmaya karar verdim ve hatıralarla dolu defteri yırtıp attım. Olsun. O kim bu acaba, diye düşündüğünüz adama dair artık bir anı defterim yok benim. Ama onun tarihte var olmuş olacak,  okuyabileceği bir sayfası oldu  artık. Bu da benden ona en büyük hatıra olsun..

***

AŞK SARMAŞIK DEMEKTİR

”Sakın sen kûy-ı cânânı uzakdur sanma ey Mecnûn

Seher yola giren âşık gece Leylâ’da akşamlar”

                                             Bursalı İsmail Beliğ

 

”Ey Mecnun! Aşka tutulduğun andan itibaren sevgilinin yurdunu kendine uzak sanma artık.

Çünkü seher vakti yola çıkan her âşık, daha o gece Leylâ’da akşamlar..

 

Aşk (ışk) kelimesinin sözlük anlamı “sarmaşık” demektir.Bahçeye düşen sarmaşık tohumu nasıl bütün bahçeyi sarıp sarmalar,hatta dışarı taşarsa;gönle düşen aşk tohumu da bütün bedeni sarıp sarmalar,oradan etrafa yayılır.

 

Sarmaşığın özelliği,sarıldığı ağacı içten içe kurutması,bitirmesi,sonunu hazırlamasıdır.Nitekim aşk da insanı sarınca onu içten içe eritip yok eder.Dıştan görünen yanlızca aşktır ve aşık da çevresini görmez olur.Çünkü sarmaşık onu öyle çevrelemiştir ki,dışarıda olup bitenleri ne duyar,ne görür;hatta duymak ve görmek de istemez. Aşka tutulan ağaçta artık bütün buyruklar sarmaşık tarafından verilir ve âşık “herkesi kör;dört yanı duvar sanır.” Dıştan bakanlar onun sarmaşığını görürler ama ağaç sarmaşıktan fırsat bulup çevresini göremez.Sarmaşık nasıl hızlıca büyüyüp ağacı kaplarsa, aşk da öyle hızlı gelişir ve âşık (Mecnun) daha sabahtan akşama varmadan aşk sarmaşığıyla sarılıp geceyi onun koynunda geçirir. (Leylâ’nın hayaliyle sarılıp yatar)”

                                                                                                       İSKENDER PALA / KİTAB-I AŞK

***

HER ZAMAN HİÇ

Biz bir keresinde Emirgân’da
Mâkes Hanım’la hiç çay içmedik
Kapalı ve açık mekânlarda yalpalıyorduk
Bir akşamüstü olsun hiç öpüşmedik.

Çünkü ne zaman bana baksa ağlıyordu
Galiba aynaya bakarak ağlıyordu
Ben onu güldürmeye çalışan palyaço
O en çok benim maskeme ağlıyordu.

Bir mahkeme kurduk, herkesi yargılıyorduk
Hâkimi olamadığımız hayatın savcısıydık
Kapalı ve açık hecelerde adımız geçmedi
Yalandan yaşamanın yabancısıydık.

Bir keresinde hiç unutmam
Beni sevdiğini hiç söylemedi
Sevdikleri bir toplu mezardan ibaretmiş
Dua etmek için bile küçükmüş elleri.

Mâkes Hanım’ı ne çok özlüyorum bilemezsiniz
Ne zaman konuşsam lafı hep ona getiriyorum
Mütemadiyen sustuğum akşamüstleri
İçimdeki çöle yağmur biriktiriyorum.

                                                                 Ömer KARAYILAN

***

NE OKUMALI?

SEMERKANT/ Amin Maalouf

”Kitaplarda yer almış bir öyküdür. Üç arkadaştan söz eder. Derler ki: Binli yılların başlarında çağı etkilemiş üç İranlı vardır: Dünyayı gözlemlemiş olan Ömer Hayyam, dünyaya hükmetmiş olan Nizamülmülk ve dünyayı titretmiş olan Hasan Sabbah. ”

 

“Atlas Okyanusunun dibinde bir kitap yatıyor. Anlatacağım işte onun hikayesi.”

şeklinde başlayan Amin Maalouf’tan okuduğum ve çok beğendiğim ilk kitap. Dünyayı gözlemleyen Ömer Hayyam’ın 1072 yılında Semerkant’ta yazmaya başladığı ve 1912 de Atlas okyanusunda Titanik’le sonsuzluğa gömülen ”Rubaiyat”ını, aynı dünyayı yöneten Nizamülmülk’ü, aynı dünyaya dehşet saçan Hasan Sabbah’ı ve 2 aşk hikayesinin anlatıldığı, Tebriz’den Semerkant’a , Buhara’dan İsfahan’a uzanan mükemmel bir eser.

Tarihseverler kitap Hayyam’ın rubaileri ile daha da keyifli bir hal alacak sizler için. Şimdiden keyifli okumalar dilerim.

 

 

 

REKLAM ALANI
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

betmarinoaresbetbetnanoasyabahismroyunbahigomobilbahisbets10imajbetbetper