DOLAR 13,461
EURO 15,2548
ALTIN 797,553
BIST 1910,29
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Bursa 1°C
Kar Yağışlı
Kent Gazetesi

Umut KARADAĞ

08.01.2022
A+
A-

Her mesleğin kendine has zorluğu vardır; ama bazı meslekler yetenek olmadan olmaz. Bir sanat dalında ilerlemek için sadece yetenek de kafi değildir. Bilgi birikimi, disiplin, tecrübe ve gözlem çok önemlidir.

Daire ve Dükkan Satış İhalesi

Oyunculuk, sanat dallarında en zor mesleklerden biridir. Bir çok dizi ve filmde onu genellikle kötü karakter ve sert mizaçlı karakterleri canlandırırken gördüm. Tanışmadan önceki sert mizacı ile sert karakterleri canlandırdığı için onunla ilgili önyargılarım vardı.

İlk İstanbul’da distopya film festivalinde tanıştığımda şaşırdım, ne kadar güleryüzlü biri dedim. Bir kaç gün sonra Malatya Film festivalinde daha çok konuşma fırsatı bulunca aslında ne kadar güleryüzlü ve naif kişiliği olduğunu anladım.

Umut Karadağ’ın “Bağlılık Hasan” filminde canlandırdığı “Hasan” karakterinin içine girip canlandırması da beni derinden etkiledi. Bağlılık Hasan filmini iki kere seyrettim beğendim. Filmle ilgili bir yazı yazmak istiyorum. Neyse, konumuza gelelim.

Uzun lafın kısası, Umut Karadağ ile çok güzel bir söyleşi yaptım.

M.Haluk Yalçınkaya : Sinema sanatı hakkında ne düşünüyorsunuz? Sizce sinema ne ifade ediyor?  Umut Karadağ: Şöyle söyleyeyim bir tiyatro oyuncusu olarak başlangıçtan bugüne kadarki sinemaya sonradan dahil oldum ama sinemacıyım da diyebilirim kendime. Tiyatro daha çok oyuncu sanatıdır, sinema yönetmen sanatıdır, yönetmenin belirlediği görüş açısında olur. Tabii ki oyuncu da önemlidir ama yönetmen sinemada daha ön plana geçer bence, benim kanımca. Eğer altyapısı, entelektüel derinliği, iyi olursa dişe değer, cana değer, kana değer bir şey olur, derinlikli, değerli bir şey olur ve daha çok kişiye ulaşır, sinemanın avantajı bu. Tiyatroda ulaşabileceğiniz kişi sayısı azdır ama sinemada bütün dünyaya ulaşabilirsiniz. Avantajlı ve dezavantajlı tarafları var ben avantajlı taraflarını hoşuma gidiyor, orada bulunmak da hoşuma gidiyor yani.

M.Haluk Yalçınkaya : Peki hocam sinema mı, tiyatro mu sizce daha değerli ?                                                             Umut Karadağ : Bu zor bir soru. Tiyatrocu olduğum için tiyatro bence oyuncunun, oyuncu kişisi olarak söylüyorum, bir yönetmen olsam ya da bir koreograf ya da bir dekoratör olsam başka bir şey söyleyebilirim ama oyuncunun er meydanı tiyatro sahnesidir. O anda onu yapmanız lazım. Sinemada yanlış yaparsınız, eksik yaparsınız, kestik haydi bir daha yapalım a kadar en iyiyi bulma şansınız var, bu bir tarafta. Sinemada da dediğim gibimesela, demediğim gibi demedim yani gerçeğin içinde bulunuyorsunuz sinemada. O ev gerçek, o traktör gerçek, o çiftlik gerçek ya da işte nerede çekim yapıyorsanız gerçek. Oyuncuyu bu çok tetikleyen, güzel olumlu anlamda tetikleyenbir şey. Tiyatroda kurulu bir dekor içinde bir var olma durumu var ama sinemada gerçeğin içinde var olabilmek durumu var. Gerçeğin içinde gerçeği verebilmek isteği var, o yüzden ikisinin de dediğim gibi farklı yönleri var. Canlı olması tiyatro seyirciyle yürek yüreğe, nefes nefese,akıl akıla olması ayrı yükseltiyor beni oyuncu olarak. Ama sinemada da gerçeğin içinde, gerçekten o halin içinde bulunmak, o durumun, o yerin içinde bulunmak, o da beni yükseltiyor oyuncu olarak. Öyle söyleyeyim.

M.Haluk Yalçınkaya : Semih Kaplanoğlu ile çalışmak nasıldı?                                                                                 Umut Karadağ:  Zor. Hiç kolay değil. Çünkü hoca çok katmanlı ve derinlikli çalışıyor, öyle bir kere izlenildiğinde ya da üç kere beş kere izlenildiğinde çok çözümlenebilecek durumlar değil. Yani dini gönderimler var, mitolojik yani Antik Yunan’dan günümüze göndermeler var, felsefi göndermeler var, efendime söyleyeyim mesela kaplumbağa kullanıyor, kaplumbağa bilgeliğin simgesi. Kaplumbağa mezarlığa doğru yürüyor gibi, ya da işte güvercin başka bir şeyin simgesi, kedi başka bir şeyin simgesi, elma apple kullanıyorsanız yani mesela.

Bunların hepsinin katmanları var. Bir de bu bağlılık Hasan özelinde, Hasan ile Emine’nin Romeo ve Juliet gibi bir aşk mitolojisi var Çanakkale yöresine ait bu, eğer okursanız onunda bir hikayesi var Leyla ile Mecnun gibi mesela böyle katmanları var. Semih Hoca ile çalışmak keşifetmek, yani atıyorum hiç gidilmemiş kutupları keşfetmek ya da hiç gidilmemiş Afrika’nın balta girmez ormanlarını keşfetmek gibi.

M.Haluk Yalçınkaya : En sevdiğiniz, zevkle çalıştığınız yönetmen hangisiydi?                                           Umut Karadağ: Babam başta Nurhan Karadağ, onu söylemeden de geçmeyeyim yani. Ama sinema olarak, babamla tiyatroda çalıştık tabii ki o benim hocam, ustam ayrı.

M.Haluk Yalçınkaya : Ankara’da “ast” da çalıştınız ?                                                                                 Umut Karadağ: Yoo, Dil Tarih’teydi hocaydı bir de deneme sahnesinde, Ankara Deneme Sahnesi’nde. Bununla birlikte sinema olarak, sinemada hoca olarak Ümit Ünal ve Semih Kaplanoğlu benim için… Diğerlerini de kötülemek için sakın ha yanlış anlaşılmasın.                                                                          Ama en sevdiğiniz diye sorarsanız Semih Kaplanoğlu ve Ümit Ünal en sevdiğim yönetmenler.

M.Haluk Yalçınkaya : Röportajlarınız da anlattığınız bir hikaye var onu merak ediyorum,  çocukken hangi olay sizi tetikledi oyunculuğa gönül verdiniz,  Ama en başta, en önce hangi olayı gördünüz de “ah dediniz ben oyuncu olayım” diye, o an hangi andı ?                                                                                      Umut Karadağ: İlkokulda, ilkokul bitirmede 5. sınıfta, o zaman 5 seneydi,Memiş Dayı diye babamın yazdığı oyun vardı, biz de bir öğrencisi yönetti biz de oynadık. Zaten eve gelen insanlar tiyatro insanlarıydı, tiyatro konuşuluyordu, oyunculuk işte tiyatro teorisi, işte tiyatro tarihi, hep bununla kavrulduğum, büyüdüğüm için armut dibine düştü sonuçta. Başka bir şey yani ne bileyim hiçbir avukat olmak istemedim, doktor olmak istemedim. Böyle hani şeydir ya hani doktor ol, avukat ol, mühendis ol falan gibi düşüncelerim olmadı. Bir de hayal gücüm biraz yüksektir, onun da belki tetikleyiciliği var.

M.Haluk Yalçınkaya : Hocam bu aralar en beğendiğiniz film hangisi ? En sevdiğiniz film?

Umut Karadağ: Beni çok etkileyen genelde, genel olarak işte Tarantino’nun filmleri yönetmen olarak etkiler, Marlon Brando oyuncu olarak etkiler, Jack Nicholson beraber oynamak istediğim oyunculardan biri ama herhalde sağlık durumu elverişli değil. Ya da bizim ülkemize dönelim Şener Şen, Yavuz Turgul, Nuri Bilge Ceylan beni etkileyen bu ama yaşadıklarımın dışından bahsediyorum.

Yaşamadıklarımdan bahsediyorum. Beni etkileyen, çok sevdiğim, beğendiğim, aklına ya da derinliğine güvendiğim insanlar.

M.Haluk Yalçınkaya : Peki hocam son soruyu sorayım. Hangi karakteri canlandırmak istersiniz? Her karakteri canlandırabilirsiniz.

Umut Karadağ: Her karakteri tabii ki ama mesela bana Hamlet’i önerseniz benim yelpazem içinde değil. Macbeth’i önerseniz olur ama Hamlet’i önerdiğiniz zaman o… Her oyuncunun kendi rengi vardır her oyunu, her rolü oynaması gerekir ama bir şeyi vardır yani sınırları vardır.                                                      Hem Hint kumaşı hem İngiliz kumaşı hem Afrika kumaşı hem Amerika kumaşı olmaz.

M.Haluk Yalçınkaya : Hep şimdiye kadar sert rollerde oynadınız değil mi? Hiç komedi oynamadınız? Umut Karadağ: Evet, evet. Komedi oynamayı çok isterim ? Mesela Western filminde oynamak isterdim yabancı olarak. Yerli olarak da bir komedi filminde ama sulu zırtlak bir komedi filminde değil. Durum komedisi, söz komedisi ama öyle bel altına vurmayan, tatlı tatlı. Tatlı Hayat gibi mesela Haluk Bilginer ile Türkan Şoray’ın oynadığı vardı ya, hatırlıyor musunuz? Aynı onun gibi bir komedide. Bu kadar sert görünüşüme, şimdiye kadar oynadığım sert rollere rağmen ki yumruk da yedim yani o kadar inandırmışım ki kötü olduğuma insanları. Bir de o kadar da, bir o kadar da güldürmek isterim, sinirlendirdiğim kadar da güldürmek de isterim seyircileri.

M.Haluk Yalçınkaya : Hocam sette bir anınız var mı? Şimdi hemen konu konuyu açıyor, var mı böyle bir anınız sette? Kötü bir rol oynarken karşınızdakinin güldüğü bir konum.                                                  Umut Karadağ: Tabii çok. Yani işte Halka’da oynarken ağır abi oynuyorum, mafya adamı, ortalığı kırıp dökmem gerekiyor ayağım masa örtüsüne takıldı, masaya tekme atacakken ayağım kaydı gitti masa örtüsünde, güm diye yere düştüm çekim sırasında, karizma marizma bitti yani.

M.Haluk Yalçınkaya : Estağfurullah.

Umut Karadağ: Öyle oluyor, herkes de gülüyor, onun gibi öyle çok anım var.

M.Haluk Yalçınkaya : Hocam bu güzel söyleşi için teşekkür ederim.

Umut Karadağ: Ben teşekkür ederim.

İlk “Bizim Evin Hallerinde” gördüğüm sonraki yıllarda bir çok dizi filmde izlediğim  Ankara Devlet Tiyatrosu sanatçısı Umut KARADAĞ ile bu güzel roportaj’dan dolayı Teşekkür Ederim. İyi Seyirler

TETRİS GÜVENLİK
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.