Olduğunuz Gibi misiniz? Olması Gereken Gibi mi?
Özgür iradenin tetiklediği davranış şekli ile toplumsal değerlerin tetiklediği davranışların her zaman örtüşmemesi, bu sorunun sorulma nedenini oluşturur. Soruya muhatap olduğunuzda bir an duraksarsınız! Hangi hissinizin etkisinde kalacağınızın belirsizliği yaşansa da kısa bir süre sonra beyniniz devreye girer ve cevabınız, genellikle “olması gereken gibi” olur. İlişkiler ve toplumsal değerler öne alınmış, çevresel sorun çıkmamıştır; oysaki hissiniz, başka bir şey söylemektedir! Düşünce oluşumuna fırsat kalmadan hissiniz, beyninize ulaşamadığı için ani cevap verseydiniz “olduğunuz gibi” olacaktınız! Belki de bu kez, ilişki ve toplumsal değerlerle zıtlaşacaktınız! Sürecin kimse farkında değildir; ama tercih ikilemi, içinizde savaşa yol açmıştır.
Nedense herkes, gerçeklik zannı uyandırmak için -“Olduğum gibiyim” cümlesini pek sever; aslında “Kabul” görmek niyetindedir. Toplumsal sistem, kültürel değerlerini öğreterek “Toplumsal aidiyet” i önceler. Sistemin dinamikleriyle donatılmış kazanımlar, insanın gerçekliği olan “karakter”i üzerinde perdelemelere yol açar. Bazen, güdüleme ve perdeleme algılarının hoşa gitmediği de olur. Aynı aile ortamında büyümüş olsanız da his, düşünce, duygu, zekâ, akıl ve donanımsal kazanımlarla farklı güdülenme ve karaktere sahip olursunuz. Tepkilerinizin, ailenin diğer bireylerine uymadığını görürsünüz!
Davranış şekli ve hayat tarzını belirleme donanımı olan bireyleşme, karakter ve kişilik donanımları arasında zaman zaman sıkışmışlık hissettirir. “Olduğu gibi mi?”, “Olması gereken gibi mi?” sorularına, “Her zaman mı?”, “Yerine göre mi?” olacağı ikilemi, sıkışmışlığı körükler! İnanç değerleri ve öz benlik donanımlarının hesaba katılmaması, bireysel gelişimin özü olan birey inisiyatifinin de ortaya çıkmaması anlamına gelerek sıkışmışlığı daha da arttırır. Sistemsel olarak aynılaşma amaçlansa da karakteriniz, refleks davranışlarınızda etkin olmaya devam eder. “Olduğum gibiyim” hissinin etkin olması, bireyleşme çabalarını etkileyip “özgüven”in gelişiminde rol oynar ve “Olması gereken gibiyim” in itibar görmemesine yol açar. Özgüveniniz geliştikçe, karakterinizin de güçlülüğünü hissedersiniz.
Olduğu gibi, “Olanı biteni ve gerçeği çarpıtmadan, değiştirmeden, olduğu biçimde” anlamına gelen bir deyimdir; ama bu sadece somut gerçekliklerde anlamlıdır. Davranışlarınızı kapsamaz; çünkü davranışınızı tetikleyen duygularınız, somut değildir. Hangi hissinizin etkin olacağını kimsenin bilmemesi, bir avantaj gibi dursa da özgür iradenizin üzerindeki baskıların artması sizi rahat bırakmaz. Yol ayrımındaki bocalama, içsel çatışmanın fitilini ateşler. Davranışınızda o andaki ruhsal durumunuz etkindir. Toplumsal bir varlık oluşunuz, ortamı yumuşatarak bir anda “Yerine göre” hissiniz ortaya çıkıverir; ama özgüveninizle çatıştığını görürsünüz. İlkesizlik korkusu, sizi köşeye sıkıştırmaya başlar; ama hissinize yenilip “Yerine göre” davranırsanız, “Neden böyle davrandım? Şaşkınım!” söylemlerinizle pişmanlık duygularınızla yüzleşirsiniz; aslında tetikleyici gökten inmemiştir, hissinizin etkilenmesi kolay gelmiştir! Tetikleyicinin hangi zamanda ve şiddette olduğunu anlamadan, davranış kalıplarınızın nasıl olacağını da anlayamazsınız. Sonradan çözümlemeleriniz işe yaramaz.
İnsanlar için doğallık ve samimiyet, her zaman istenen bir durumdur. Bir insanın yapmacık davranmaması, maske takmaması ve kendi gibi olması, “kabul” sürecini doğrudan etkiler. Kendini olduğundan farklı, üstün veya iyi göstermeye çalışmayan “Göründüğü gibi” olan insan, net tavırlara sahiptir ve “Olduğu gibi” olmaktan mutlu olur. Her davranışınızın böyle olmasını isteseniz de anlık değişebilen hissinizin etkisi durumu değiştirebilecektir. Gerçeklik ve samimiyet, insana değer vermenin de ana dinamiği konumundadır. İnsandan insana olan iletişim, “gerçek” olunca sağlanabilmektedir; ama tetikleyici hislerin anlık değişkenliği, ilişkinizi doğrudan etkileyebilecektir. Davranışlarınızı etkileyenlerden biri, gerçeklik > karakteriniz; diğeri, ilişkinin seyri ve toplumsal değerlerin baskısı altındaki > kişiliğinizdir. 7 yaşında oluşan karakter ve benliğiniz ile ömür boyu değişmeye devam edecek olan kişiliğinizin çatışması, yaşamın size sunduğu hayat gerçeğidir.
Çoğu zaman konuştuğunuz insanın gözüne ve davranışlarına dikkatli bakınca asıl dürtüyü görebilirsiniz. Toplumsal ve bireysel ilişkilerde aranan “olduğu gibi olma” hali, her zaman değerini korur. Bir insana -“Merhaba” dediğinizde; verilen cevabın; “Olduğu gibi mi? Olması gereken gibi mi?” olmasına ilk anda dikkat etmeseniz de kısa bir süre sonra dikkatiniz yerindeyse, anlarsınız. Size bakış ve değerlendirmelerini neye göre verildiği saklanmak istense de anlarsınız. “Göz – ağız – yüz” koordinasyonunu beceremez! “Ağız – göz” koordinesini tuttursa bile yüz, onaylamaz! Oysaki en kolayı, doğru ve olduğunuz gibi olmanızdır. Elbette her ortamda “Olduğunuz gibi” olmanız, çeşitli uyumsuzluk ve zıtlaşmalara sebep olacağınızı göze amanız gerekecektir. Toplumsal ilişkilerde, çatışma istenmiyorsa kişiliğin gereği “olması gereken gibi”, bireysel ilişkilerde yakınlığa göre “olduğu gibi” tercihi benimsenmektedir. Sizi yakından tanıyan veya duygusal bir bağ olan insana gerçek olmayı başaramadığınızda, ilişki temelden zedelenir. Elbette zaman zaman istenmeden de olsa dengesiz davranışlar yapılabilecektir; ama yüzünüze sahte bir gülüşle ve tavırla karşılık veren insan ile araya mesafe koyma isteğiniz ortaya çıkar.
İnsan, doğası gereği “olduğu gibi” olmayı güvenli bir zemin olarak görür. Sağlam bir ilişki kurmak için istediği kişiye doğru çekilmeyi öne alır; ama hangi dürtünün öne çıkacağı sürecini iyi yönetemediği de olur! Kendini farklı göstermek, ilgi çekmek, karşıyı etkilemek ve konumunu yüceltmek ihtiyacı duyan birisi, asla “olduğu gibi” olmayı tercih etmeyerek, “olması gereken gibi” davranmanın cazibesine kapılacaktır. Ne yazık ki çoğu zaman beklenen değer ve konum gerçekleşmeden, değerini bir anda aşağı çektiğinin farkına varmaz! Evlilik travmalarının gerçek sebebi olan “olması gereken” gibi davranmaların, sonradan geri çevrilemez olması, kabule girmez ve evlilik çatışmalarını arttırır. Sahte davranışların her insanda her zaman kabul görmeyeceği akla gelmese de sonradan söylenen “keşke”ler, durumu düzeltmez. Yakın birine içinde bulunduğunuz durumun gerçekliğini, onun ne düşüneceğine aldırış etmeden yansıttığınızda; kendinizi gerçek yansıtmanın rahatlığını yaşarsınız. Rol yapmanın altında yatan özgüven eksikliğinin davranışlara yansımasının fark edilmeyeceği zannı, davranışların “olması gereken gibi” olmasını kolaylaştırır. Elbette yapılan övgüler, gerçek olmasa da karşının egosunu okşayarak geçici hazları tetikler ve o anlık durumu idare eder; ama çok kısa sürdüğü görülecektir.
İnsanın gerçek karakterini dış dünyaya yansıtamaması, çoğu zaman bilinçli bir tercihten ziyade psikolojik bir savunma mekanizmasıdır. İnsanın özü ile dışarıya sunduğu maske arasındaki bu mesafeyi yaratan temel nedenler arasında sayılan, kabul görme ve onaylanma ihtiyacı, dışlanma korkusuyla ortaya çıkar. Çevresinin ve toplumun ideal bulduğu kalıplara girmek, olduğu gibi görünmekten daha “güvenli” hissettirir! “Mış gibi” yaşamanız, özgüveninizle çatışmayı göze alsanız da içinizdeki savaşı önleyemezsiniz! Yetersizlik ve kırılganlık korkusu, karakterin zayıflıklarını, korkularını ve kusurlarını açığa çıkarmak kişiyi incinmeye açık hale getirir. “Olması gereken gibi” olan davranışlar, bu kırılganlığı koruyan zırh görevi görür. Kendinizi yeterince tanımamak da ne istediğinizi, değerlerinizi veya gerçekte kim olduğunuzu bilmediğiniz için yansıtabileceğiniz net bir “öz benliğe” sahip olmadığınızı anlatır! Kendi içinizde yarattığınız, sanal ve mükemmel insan figürüne ulaşmaya çalışırsanız; mevcut halinizden utanç duyarak gerçekliğinizi gizleme eğilimi size daha cazip gelir. Ani ve refleks davranışlar, genellikle gerçektir! Düşünerek beyninizi devreye soktuğunuzda, davranış ve söylemlerinizi “olması gereken gibi” ortama uygun hale getirirsiniz. “Olduğunuz gibi” olmanızın sonuçlarından korkarsanız, dengesiz davranışlar yapmanız kaçınılmaz olur. Yargılanacağınız veya zarar göreceğiniz endişesiyle, gerçek özünüzün üzerine örtü örterek kişiliğinizin etkisiyle “olması gereken gibi, ortamına göre” davranmayı uygun bulmaya devam edersiniz.
İnsan, sadece mevcut şartlarının ve geçmişinin toplamı değildir; taşıdığı potansiyelin de bir yansımasıdır. Olmak istediğiniz insan tipi, içinizdedir. Henüz ortaya çıkmayan gizli gücünüzü temsil eder. Olmak istediğiniz insan figürü, çevrenize, sevdiklerinize, dünyaya daha faydalı, daha anlayışlı ve daha yapıcı yaklaştığınız ideal halinizdir; ama bunun “olduğu gibi” gerçek halinizin yansımasıyla olacağı gerçeğini bilmelisiniz. Durumunuzu, eksiklerinizi ve sınırlarınızı reddederek kurduğunuz hayaller, sizi sadece yetersizlik hissine sürükler. Bu yüzden; kendinizle barışarak ve kabule geçerek öz saygınızı yitirmeden, olmak istediğinize doğru giden yolun doğruluğunu algılamalısınız.
İnsan hayatı boyunca, iki farklı durum arasında mekik dokur; gerçekte olduğu kişi ve olmak istediği kişi. İkisinin arasındaki mesafe, kişinin kendisiyle barışık olup olmadığının ve mutluluk düzeyinin ölçütüdür. Asıl mesele, dengeyi kurabilmektir. “Olmak istediğiniz gibi” olmaya çalışmak, hayatınıza yön ve dinamizm katar. Gelişmeye, öğrenmeye ve sınırları zorlamaya teşvik eder. Saplantıya dönüştüğünde, “olduğunuz halinizle” yetersiz hissettiren, yıkıcı bir kıyaslamaya dönüşebilir. Olduğunuz gibi, tüm değer ve eksiklerinizle kendinizi kabul ettiğinizde; ulaşmak istediğiniz insan tipine doğru attığınız adımlar, zorunluluk değil, keyifli bir dönüşüm yolculuğu olacaktır.