Olan, Zamanını mı Bekler?

18.06.2026
A+
A-
Eğitim ve Davranış Bilimci, İlişki ve Evlilik Danışmanı ve Yaşam Koçu /// Randevu : 0532 737 56 58

Olanın, zaman ile ilişkisi -“Zaman mı olanı, olan mı zamanı kullanır?” sorularının cevabını vermeden anlaşılmaz. Zaman, olana yataklık eder. Zamanın neyin olup olmayacağı ile ilgilenmemesi, olanın zamana ihtiyaç duyduğu düşüncesini geliştirir. Aralarındaki bu yakın ilişkide olanın, tam zamanında ve olma şartlarını bekleyerek oluştuğu algılandığında; hayatın işleyişini doğrudan etkileyen öğreti olacaktır.

“Zaman, bekleyenleri tüketmek için değil, olanın kabulünü kolaylaştırmak için akar” kuramı, aslında dönüşme sürecidir de! Yaşam ile savaşmayı bırakıp olan ile zaman arasındaki görünmez aşka teslim olanlar, hayatın sunduğu her şimdiyi, olağan ve şölen duygusuyla hissederek yaşarlar. Geçmiş – şimdi – gelecek, bu şölende “olana teslim” olmayı daha kolay hale getirerek anlamını güçlendirir. Yaşamsal sistemin en önemli kuramı olan “her şey tersiyle vardır” ilkesi ile bütünleşerek yaşamın önemli öğretisi konumuna yükselir.

Zamanın hissedilmesiyle başlayan etkileşim, hayat ile olanın bağını güçlendirir. Zorluk olarak algılanmadan, zamanı beklemenin bir hazırlanma süreci olduğunu anlamak, hayat ile ilişkiyi farklı bir boyuta taşır. Akışa direnmeden, akışın neler getirebileceği öngörüsü ile yaşamanın hazzına varıldığında; yaşamla savaş azalır. Fırsatlar, biz ona “hazır olduğumuzda” kapımızı çaldığı inancı daha iyi algılanır. Eğer o kapı açılmıyorsa belki de hazırlıklar bitmemiştir, kim bilir? Elbette her olan, istediğimiz gibi olmayacaktır; bunun bir başarısızlık değil, evrensel bir denge olduğu kabulü kolay hale gelir. Hayat, her zaman iyi şeyler olacağı beklentisi ile acele edenlere değil, doğru zamanda doğru yerde olanlara kolaylaşacaktır. Bu kolaylığı algılamadan, zamana hakîm olma isteğinin gelişmesi, zaman ile gizli bir savaşın fitilini ateşleyerek; güç gösterisi arenasına döner. Ne yazık ki bu savaşın galibi, her zaman zamandır! O bildiği tarzda, aynı ritimde ve aynı sürede akmaya devam etmektedir. Neyin olacağını umursamadan, olanı olma sürecine ulaştırma görevindedir! Kimin beklediği ve kimin öne çekmek istediğini fark etmeden kendi akışındadır! Durdurmak isteyen de çıkacaktır, geri sarmak isteyen de, hızını artırmak isteyen de!

Mutlu olduğunda zaman ile çatışan birini göremezsiniz; çünkü zamanın tüm enerjisinin kendine aktığı hissindedir. Sanki zaman, sadece kendine amadedir; oysaki o hissin zamanı bellidir, bir süre tanınmıştır. “Her şey tersi ile birbirlerinin enerjisini doğurarak döngüdedir” doğa kuralını hisseden insanlar, zamanı çok iyi kullanırlar. Zaman onları kullanmaz, akışın içinde taşır. Zamanın baş edilmez döngüsünün, farkındadırlar, asla çatışmaya girmezler. En küçük an olan “şimdi”yi doyasıya yaşar ve hissederler. Mutlu olduklarında mutsuzluğa doğru akan zamanın ilk anları, mutsuz olduklarında ise mutluluğa doğru akan zamanın ilk anları olduğunu çok iyi anlamışlardır. Hissedilen her yaşamsal durumu kabul ederler. Elbette kötü bir şeyin tadı olmayacaktır; ama o anların bile iyi bir şeyin olmasını hazırladığı algılanınca, yaşamın da, hayatın da, zamanın da, birbirleri ile çatışmadan aynı düzlem döngüsünde olmaya devam ettiği kabulünde olurlar.

–“Şu anda çok mutluyum!” söyleminin muhatabı, zaman sanılsa da histir. His, zamanın şimdisinde gelmiş, zamanı kullanmıştır. Zaman, hissin düşünceye, oradan da duyguya evrilmesini sağlamıştır. Her insan, mutlu olduğunda zamanın durmasını ister. Koca değirmenin dişlileri arasında ufalanmadan her şimdiyi “olduğu gibi kabul” ederek, sunulan yaşamsal durumları kendine güç olarak katarak, aklı ve zekâsı ile çatışmayı önler. Hangi hissin ne zaman, nerede ve ne şekilde geleceğinin bilinememesinin, kabul de rolü büyüktür. Hissin denetlenememesi, sanki onu bağımsız kılmıştır; ama tetiklenme sebeplerinin hayatı tehdit etme derecesine gelebileceğini öngörmek gerekir. Önemli olan, delibozuk olanların farkına vararak, düşünceye evrilmesini engelleyebilmektir. Hislerin ortaya çıkma nedenleri belli olmasa da “tetikleyen dürtülerin olabileceği” görüşü onları masum yapmaz.

Davranışların karakter, benlik ve kişilik donanımlarıyla kontrol altına alınabileceği öngörülse de davranışa giden yolun taşlarını döşeyen “his – düşünce – duygu” çetesinin gücünü iyi tahlil etmek gerekecektir. “Şimdi”de hissedilen ve zaman tarafından sunulan his yoğunluğu, ruh ve bedene iyi gelme derecesinde ise zamana hükmetme isteği doğar. –“Dursa da biraz daha hissetsem!” gibi isteklerin muhatabı zaman değildir. Hissin baş döndüren bir hızla değişken olmasında zamanın rolü olmaz; çünkü his, zamanın yetişemeyeceği hızdadır.

Bir anda doğan mutluluk hissine kavuşmak isteğinin doğurduğu enerjinin gücü, hayatın hissedilmesinde büyük role sahiptir. Mutluluğun veya mutsuzluğun olma zamanını öngörmek kolay değildir. Hiçbir zaman “Her şey zamanını mı bekler?” sorusuna inanarak cevap verilmez; oysaki “Her şey zamanını bekler.”, “Şartlar oluştuğu için olan olur.” Bu iki doğa kuralının algılanması zor olsa da “Her şey olduğu gibidir.” ana kuralını, beslediği pek düşünülmez. Olana müdahale isteği, insanın en büyük istekleri arasındadır. Bu isteğin enerjisi çok şiddetlidir; ama sonuçta hissedilenin sadece “şimdi”de olma ve yapma olarak kalması moralleri bozacaktır. Olanın zamana ihtiyaç duyduğunu algılayabilme, olan ile zaman ilişkisini anlamayı kolaylaştırır!

Modern dünyanın getirdiği hız” ve “hemen şimdi çılgınlığı, hem sabırsızlık, hem de olanı öne çekme isteğini tetikler. Bu dinamikler, eski bir “masal masalı” gibi gelebilir; ancak hayatın kendi ritmine, doğaya ve insan psikolojisine biraz daha yakından baktığımızda, her oluşun arkasında görünmez bir saatin tiktaklarını fark ederiz. Acele ettiğimiz, zorladığımız, hemen olmasını istediğimiz şeylerin zamanını beklediği düşünülmez; ama erken koparılan meyvenin tadının neden buruk olduğunu anladığımızda, sistemin o mutlak yasasıyla yüzleşiriz; “Her şey zamanını bekler.”

Zamanı anlamak için doğaya bakmamız gerekir. Bir tohum, toprağa düştüğü an filizlenir mi? Hayır. Önce karanlıkta kalması, soğuğu görmesi, uygun sıcaklığı ve nemi beklemesi gerekir. Köklenmenin ve filizlenmenin bir zamanı vardır. Ne kadar gübre dökerseniz dökün, bir kış ağacına ilkbaharı zorla getiremezsiniz. Ya da sonbaharın sararmış yapraklarını kendiliğinden döktüremezsiniz. Elbette sonbahardan önce zorla koparabilirsiniz; ama yaprağın yeşilini katleder, o muhteşem renge dönmüş ve kökünden kendi isteğiyle toprağa kavuşma dansını izleyemezsiniz! Yaprak, suyunu gövdeye ileterek sararınca düşmesi gerekiyordur, öyle kodlanmıştır kim bilir! Doğanın öğretisi, bize sabrın durağan bir bekleyiş değil aktif bir hazırlık süreci olduğunu öğretir. Tohum toprak altında boş durmaz; kök salar ve filizlenir. İşte hayatın dönüm noktaları da böyledir; istediğimiz bir iş, beklediğimiz bir yaşamsal durum ya da gerçekleştirmeyi arzuladığımız bir hayal, biz henüz onun sorumluluğunu taşıyacak olgunluğa erişmediğimiz için gecikiyordur, kim bilir!

Bir başarının, bir kavuşmanın ya da bir uyanışın gerçekleşmesi için sadece zamanın geçmesi yetmez; şartların olgunlaşması, ruhsal durumun hazır olması gerekecektir. Zamanın gelmesi, içsel hazırlık ile dışsal şartların mükemmel bir geometride kesişmesi demektir. Bazen bir şeylerin hayatımıza girmesi için ısrar eder, kapıları yumruklarız. Ancak hazır olunmadan elde edilen başarılar veya zamansız başlayan ilişkiler, genellikle aynı hızla yıkılır. Piyangodan büyük ikramiye kazanan insanların birkaç yıl içinde eskisinden daha fakir hale gelmesi, zamanından önce gelen gücün insanı nasıl ezdiğine harika bir örnektir.

Zaman, bizi koruyan bir filtre gibidir. Bekleme sürecinde yaşadığımız başarısızlıklar ve hayal kırıklıkları, aslında bizi gelecekteki “olana” hazırlayan zımpara kağıtlarıdır. Geçmesi gereken zaman, bizi tembelliğe veya kaderciliğe itmemelidir. Bu, “Hiçbir şey yapmadan bekle” demek değildir; “Sen üzerine düşeni yap, tohumu sula ve gerisini zamanın bilge akışına bırak.” demektir.

Hayat, kendi ritminde ve melodide çalan bir senfonidir. Ne kadar hızlı çalınmasını istesek de şefin batonu indireceği o doğru anı beklemek zorundayız.

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.